Nasturi Ayaklanması (7 Ağustos-26 Eylül 1924) Kuzey Kürdistan'da Süryanilerin bağımsızlık için başlattığı isyan hareketidir.
Nasturiler, 1.Dünya Savaşı'na girildiğinde Osmanlı'ya karşı cephe almışlardır. İçlerinden büyük bir kısmı Ruslara sığınmış ve İran'ın Xoy, Urmiye bölgesine yerleştirilmişlerdi. Rus ordusu da bölgenden çekilince zaman zaman Türk kuwetleriyle çarpışmışlardı.
Böylece Türk idaresinden çıkmaya yönelen Nasturiler, Musul sorunu'nun İngiltere ile bir savaş olasılığını da içeren derin bir anlaşmazlığa dönüştüğü sırada öteden beri kendilerini destekleyen İngilizlerden de güç alarak ayaklandılar. Diyarbakır'da konumlanmış 4. kolordu komutanı Cafer Tayyar Paşanın (Eğilmez) tespitlerine göre Wan'ın güneyinden Siirt vilayetinin doğusundan ve Mardin vilayetinin kuzeydoğusundan Irak sınırına uzanan geniş alanda yayılmış Nasturiler, İngilizlerin yardımıyla silahlanmışlardı.
İsyanı bastırmak için bölgeye kuwet gönderildi. İngilizler Türk hükümetine bir nota vererek bölgedeki askeri harekatın durdurulmasını istemişler, aksi halde Türkiye'ye karşı harekat düzenleyeceklerini bildirdiler. Bunun üzerine hükümet 14 Ağustos'ta Cafer Tayyar Paşa'ya isyanı bastırma görevi verdi. İsyanın bastırılması için başta Simko diye tanınan Şikak Aşireti başkanı İsmail Ağa ile çeşitli Kürt aşiretleriyle irtibat kuruldu.
İsyan 26 Eylül'de kesin olarak bastırıldı. Sınırı geçerek kaçmak zorunda kalan Nasturiler de İngiliz mandasındaki Irak'a sığındılar.
Sêrt (Siirt) 2013 Newroz Programı
Dîrok / Tarih: 20 Adarê 2013 / 20 Mart 2013
Seet / Saat: 10:00
Cîh / Yer: Qada Newrozê / Çakmak Mahallesi2013 Newoz programı belli oldu. 2013 Sêrt (Siirt) Newroz Programı
Siirt Newrozu Canlı İzlemek İçin Tv Kanallarından Birini Tıklayınız.
Mersin 2013 Newroz Programı
Dîrok / Tarih: 17 Adarê 2013 / 17 Mart 2013
Seet / Saat: 10:00
Cîh / Yer: Qada Tırmıl / Tırmıl Meydanı2013 Newoz programı belli oldu. 2013 Mersin Newroz Programı
Mersin Newrozu Canlı İzlemek İçin Tv Kanallarından Birini Tıklayınız.
Dersîm (Tunceli) 2013 Newroz Programı
Dîrok / Tarih: 18 Adarê 2013 / 18 Mart 2013
Seet / Saat: 10:00
Cîh / Yer: Qada Newrozê / Newroz Park2013 Newoz programı belli oldu. 2013 Dersîm (Tunceli) Newroz Programı
Dersîm Newrozu Canlı İzlemek İçin Tv Kanallarından Birini Tıklayınız.
İzmir 2013 Newroz Programı
Dîrok / Tarih: 17 Adarê 2013 / 17 Mart 2013
Seet / Saat: 10:00
Cîh / Yer: Qada Gündoğdu / Gündoğdu Meydanı2013 Newoz programı belli oldu. 2013 İzmir Newroz Programı
İzmir Newrozunu Canlı İzlemek İçin Tv Kanallarından Birini Tıklayınız.
Merdîn (Mardin) 2013 Newroz Programı
Dîrok / Tarih: 19 Adarê 2013 / 19 Mart 2013
Seet / Saat: 10:00
Cîh / Yer: Qada Newrozê / Newroz Park2013 Newoz programı belli oldu. 2013 Merdîn (Mardin) Newroz Programı
Mardin Newrozu Canlı İzlemek İçin Tv Kanallarından Birini Tıklayınız.
Elih (Batman) 2013 Newroz Programı
Dîrok / Tarih: 19 Adarê 2013 / 19 Mart 2013
Seet / Saat: 10:00
Cîh / Yer: Qada Otogar / Otogar Meydanı2013 Newoz programı belli oldu. 2013 Elîh (Batman) Newroz Programı
Batman Newrozu Canlı İzlemek İçin Tv Kanallarından Birini Tıklayınız.
Şeyh Said, Şeyh Ali’nin torunudur. Mevlana Halit’in Şam’daki dergahında Şemdinli-Nehri ailesinden Seyit Taha’nın medrese arkadaşıydı. Öğrenimini tamamladıktan sonra Diyarbakır’ın Lice ilçesine yerleşti. Daha sonra Palo’ya geçerek imamlık görevini sürdürdü. Şeyh Sait, Şeyh Ali’nin oğullarından Şeyh Mahmut’un 7 oğlundan en büyüğüydü. Kimi araştırmacılara göre idam edildiği 1925 yılında 80 yaşınaydı. Ancak torunu Melik Fırat bir yazısında dedesinin 61 yaşında idam edildiğini yazmış. Şeyh Said, Kürtçe’nin yanısıra Arapça ve Osmanlıca’yı biliyordu. Babası Şeyh Mahmut sonradan Hınıs ilçesine bağlı Kolhisar Köyüne yerleşmişti. Aile hem toprak hem de havyan besiciliği bakımından varlıklıydı.
Osmanlı yönetimi kendilerine yakın Kürt kadrolar yetiştirmek için 1892 yılında İstanbul’da aşiret mektebini açmıştı. Bu okuldan mezun olan 7 Kürt öğrenciden biri Cibranlı Aşiretinden Mahmut Bey’in oğlu Miralay Cibranlı Halit’ti. Şeyh Sait sonradan Varto’nun Alagöz Köyü’ne yerleşen Cibranlı Halit’in kız kardeşi ile evliydi. Aşiret mektebinden mezun olup yine Varto’ya yerleşen binbaşı Kasım Ataç ile bacanaktı. Binbaşı Kasım erken emekli olup Varto’ya yerleşmiş devlet adına ajanlık yapıyordu.Cibranlı Mir Alay Halit Bey Haziran 1923 yılında kurulan Kürdistan Özgürlük Cemiyeti’nin (Hızba Azadîya Kurdistan) başkanlığına getirilmişti. Azadî Teşkilatı, Kürt Tealî Cemiyeti’nden farklı olarak silahlı mücadeleyi hedefliyordu. Örgüt Erzurum’da görevli Halit Bey’in konağında kuruldu. Türkler adına casusluk yapan Binbaşı Kasım’da örgütün korucu üyelerindendi. Örgüt aynı zamanda “Bağımsız Kürdistan’ın kurulmasını” savunuyordu. 1924 yılının baharında yapılan geniş kapsamlı toplantıda; 1926 baharında başlatılacak ayaklanmanın kararı alınmıştı. Örgütün İhsan Nuri, Bitlis milletvekili Yusuf Ziya’nın kardeşi teğmen Rıza, Vanlı Rasim ve Tevfik Celal’dan oluşan 4 subay kökenli üyesi vardı. Örgütün kurulduğunu Binbaşı Kasım bizatihi Mustafa Kemal’e ihbar etmişti. 1924 yılında Beytüşşebap’ta görevli Kürt subaylarının firarından sonra devlet harekete geçerek önce Erzurum’da bulunan Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Beyi gözaltına alarak Bitlis’e götürdü. Ekim ayında Halit Bey’i de Erzurum’da evinde gözaltına alarak Bitlis’e getiriyor. Şeyh Said ile Kürt Tealî Cemiyetinin eski başkanı Nehrili Seyit Abdulkadir’de örgütün sahnede görünmeyen üyeleriydi. Kitle ile güçlü bağı olan Şeyh Said halk arasındaki çalışmalarını sürdürüyor ve silahlı ayaklanmalar için taban yokluyordu. Seyit Abdülkadir kendisine coğrafi konumundan dolayı “isyanın Hakkari dağlarında” başlatılmasını öneriyor. Devletin sıkı gözetimi altında bulunan Şeyh Said Hınıs’taki evinde basılarak ifadeleri alınıyor. Yer değiştirmek durumunda kalan Şeyh, Bingöl üzerinden Pîran’a geçiyor. Devletin ajanları kendisini sürekli izliyorlar. Pîran’da kardeşi Şeyh Abdurrahim’in evinde kalıyor. 13 Şubat 1925 günü Teğmen Mustafa ile Teğmen Hasan Hüsnü komutasındaki askeri birlik 6 (altı) asker kaçağını yakalamak için Pîran’a geliyor. Şeyh Said ile askerler arasında kaçakların teslimi konusunda gerçekleşen diyalog sonuç vermiyor. Şeyh soğuk kanlı davranarak bunun bir provokasyon olduğunu biliyor. Meseleyi büyütmeden köyden ayrılmak istiyor. Teğmenlerden biri Şeyh Said’in sakalını çekerek hakaret ediyor. Bu durum karşısında sertleşen Şeyh Said adamlarını harekete geçiriyor. Şeyh Said’in yakasını tutan teğmen ile 2 asker öldürülüyor, diğerleri de etkisizleştiriliyor. Böylece devletin tezgahladığı provokasyonla 1926’da planlanan isyan bir yıl öncesinde başlıyor.
Şeyh Sait olaydan sonra Darahînê’ye (Genç) geçiyor ve ayaklanma haberleri yayılıyor. 14 Şubatta “Emir-ül Mücahidin Muhammed Said Nakşıbendi” imzası ile Kürtleri ayaklanmaya çağıran bir bildiri yayınlanıyor. Hani bucağı kısa sürede Kürt isyancıların eline geçiyor. Ardından Varto alınıyor. Bir piyade alayı yenilgiye uğratıldıktan sonra Lice’de isyan güçlerinin denetimine geçiyor. Varto’yu alan Şeyh Abdullah’ın komutasındaki kuvvetler Erzurum’a yöneliyorlar. Şeyh Şerif’in yönetimindeki Kürt silahlı güçleri Bingöl’ü aldıktan sonra direnişle karşılaşmadan Elazığ’a giriyorlar. Merkezi güçlerini Lice’de toplayan Şeyh Said, Diyarbakır’ı almaya hazırlanıyor. Bu gelişmelerden haberdar olan devlet güçleri surların içine kapanarak savunmaya geçiyorlar. 3 ve 5 bin dolayında olan Kürt silahlı gücü 7 Mart 1925 günü gece yarısında Diyarbakır’ı kuşatıyor. 3 günlük Diyarbakır kuşatmasında şiddetli çatışmalar yaşanır. Devlet bir yanda Siverekli bazı Kürt aşiretlerinin desteğini alırken; bir yandan da kurduğu ajan ağı aracılığıyla kiralanan çapulcularla yerli halkın malına zarar verdirterek yapılanları Kürt güçlerinin üstüne yıkmayı başarır. Top atışlarının da devreye sokulmasıyla isyan kuvvetlerinde çözülme yaşanır. Devlet kuvvetlerine komuta eden İzmir kahramanı olarak bilinen Mürsel Paşa’dır. İsyancı güçler surlardan gedikler açarak şehir merkezine girmeyi başarır. Ajan-provokatörlerin direktifleri ile yapılan yağmalama olayları kent halkının isyan güçlerine kuşkuyla bakmasına ve uzaklaşmasına yol açar. Türk basını Diyarbakır kuşatmasını 16 Şubata kadar kamuoyundan saklayarak, olup bitenleri küçük bir zabıta vakası olarak yansıtır. Gazeteler olaydan 10 gün sonra isyan deyimini kullanmaya başlıyorlar. Devlet sistematik bir biçimde olayın arkasında İngilizlerin parmağı olduğunu seslendirmeyi ihmal etmez. 24 Şubatta bölgede sıkı yönetim ilan ediliyor. Kürt isyancılarının ele geçirdikleri kent ve kasabalar kısa sürede el değiştirir. İsyan önderleri ya İran’a çekilmeyi ya da gerilla savaşını başlatma kararını alırlar. Ancak isyanın başlangıcından beri devleti günlük bilgilendiren Binbaşı Kasım, yeni alınan kararlar konusunda da devleti bilgilendirerek, Şeyh Said’i yakalatmak için planlar geliştirir. Binbaşı Kasım, Şeyh Said’in damadı ve isyanın önemli adamlarından biri olan Şeyh Abdullah’ı kazanarak onun vasıtasıyla Şeyh Said’i yönlendirir. Binbaşı Kasım’dan kuşkulananlar onu vurmak istiyorlar. Şeyh Abdullah onu koruyor. Atatürk 2 Mart 1925’te yumuşak gördüğü Başbakan Fethi Okyar’ı görevden azledip, sertlik yanlısı İsmet Paşa’yı Başbakanlığa getiriyor.
Muş coğrafyasına giren Şeyh Said’i tuzağa düşürmek için Binbaşı Kasım sürekli oyalayıp hedef şaşırtıyor. Şeyh Said Muş Ovası’nda Murat Nehri üzerindeki köprüyü geçmek isterken; Binbaşı Kasım “orası giriş için güvenli değildir” diye karşı çıkıp yine hedef saptırıyor. Bu kez Şeyh Said Bulanık yakınlarındaki Seyda Köprüsü’ne (Pira Seyda) yönlendiriliyor. Bu köprüyü de Şeyh Said geçmek isterken Binbaşı Kasım, “köprüyü Türk askerleri tutmuş” diye itiraz eder. Şeyh Said nehri atlarla geçmeye karar verirken onun ve Binbaşı Kasım, Şeyh Abdullah arasında sert tartışmalar yaşanır. Atını suya süren ve nehrin ortasına kadar ilerleyen Şeyh Said bu kez karşı taraftaki güvenlik güçleri haberdar edilsin diye Binbaşı Kasım ile Şeyh Abdullah havaya ateş açarlar. Suyun ortasından tekrar geri dönen Şeyh Said, Kasım ve Abdullah’ın yanına gelerek ve taktik olarak “Varto’ya gidip Osman Paşa’ya teslim olacaz” der. Bu arada Binbaşı Kasım Şeyh Said’in kararsızlığını ve teslim olabileceğini Varto’daki Türk Paşasına bildirir. Şeyh Said “ben teslim olmuyorum” diye bağırır ve atını yeniden köprüye sürer. Kasım ve adamları Şeyh Abdullah’tan da cesaret alarak önünü çevirip teslim olmaya zorluyorlar. Şeyh Said kendi silahı ile Kasım’ı vurmak isterken silahı ateş almaz. Bu kargaşa sırasında Kasım ve adamları tarafından esir alınır. Binbaşı Kasım, Osman Paşa’ya bir teskere yazarak, tutsak aldığı Şeyh Said’i teslim almak için bir müfrezenin gönderilmesini talep eder. 15 Nisan günü Abdurrahman Paşa Köprüsü’nde bacanağı Binbaşı Kasım tarafından etkisizleştirilen Şeyh Sait devlet güçlerine teslim edilir.
Diyarbakır’a götürülen Şeyh Said hukukla ilişkisi olmayan şahıslardan oluşan İstiklal Mahkemesi tarafından kısa ve sembolik bir yargılama sonucu idama mahkum edilir. Uzun yıllar atama ile Hakkari milletvekilliğini de yapan mahkeme başkanı Türk milliyetçisi Mazhar Müfit Kansu’nun sanıkların yüzüne okuduğu idam fermanı şu cümlelerden oluşuyordu:
“Kiminiz hasis, kişisel çıkarlarına bir zümreyi alet,
kiminiz yabancı kışkırtmasını ve siyasi hırslarını
rehber ederek, hepiniz bir noktaya, yani
BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN’I kurmaya yöneldiniz.”
kiminiz yabancı kışkırtmasını ve siyasi hırslarını
rehber ederek, hepiniz bir noktaya, yani
BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN’I kurmaya yöneldiniz.”
Böylece mahkeme başkanı Kansu “Bağımsız Kürdistan’ı kurmayı” idam gerekçesi olduğunu açıkça dile getiriyordu. İnfazlar 29 Haziran Pazar günü gerçekleştirildi. Diyarbakır milletvekili Cavit Ekin ile Şeref Bey, askeri ve sivil şefler ve eşleri infazda hazır bulunurlar. Şeyh Sait ve 46 arkadaşının infaz sahnesini Fransız ve İngiliz gazetelerine haber yapan LORD KİNROSS’tan aktaralım.
Çoğu cesaretli bir şekilde öldü. Şeyh Said sonuna kadar istifini bozmadı.
Sehpaya çıkarken mahkeme başkanına gülümseyerek
‘senden hoşlandım’ dedi. ‘Ama kıyamet gününde hesaplaşacağız.’
Askeri komutana da takılarak ‘paşa’ dedi. ‘gel düşmanınla vedalaş.’
Gömlek üzerine geçirilirken kımıldamadan durdu.”
‘senden hoşlandım’ dedi. ‘Ama kıyamet gününde hesaplaşacağız.’
Askeri komutana da takılarak ‘paşa’ dedi. ‘gel düşmanınla vedalaş.’
Gömlek üzerine geçirilirken kımıldamadan durdu.”
Mahkeme üyelerinden biri Ali Saib Ursavaş’tı. Revandız Kürlerindendi. Türkiye’ye geçerek Mustafa Kemal’in hizmetine girmişti. Mahkeme aşamasında Ankara’nın talimatıyla Şeyh Said’e ifade değiştirme görevi ona verilmişi. Ankara, olup bitenlerin bir Kürt ayaklanması olarak mahkeme tutanaklarına geçmesinden rahatsızdı. İsyanın dini amaçlı ve hilafetin geri getirilmesine yönelik olduğunu kayıtlara geçirmek için baskı yapmıştı. Şeyh Said’i buna ikna eden Kürt kökenli mahkeme üyesi Ali Saib Ursavaş’tı. Şeyh Said’in ifadelerini bu yönden değiştirmesi durumunda hafif bir ceza ile kurtulacağı ve Hınıs’ta kendisini ziyaret edip birlikte kuzu yiyeceklerine inandırmıştı. Şeyh Said’in verdiği sözün arkasında durmayıp infazda hazır bulunan bu iş birlikçi Kürd’e de söyleyecekleri vardı. Bunu da aktarmakta fayda görüyorum.
-Ali Saib Bey, hani ya doğruyu söylersem kurtaracaktınız?
-Ne yapalım Said Efendi, seninle Hınıs’ta kuzu yiyemedik.
-Doğru söyledin, Saib Bey, ama siz cezamı hafifletmediniz.
-Şeyh Efendi, bundan hafif ceza olur mu?
-Bundan ağırını siz söyleyin...
-Ne yapalım Said Efendi, seninle Hınıs’ta kuzu yiyemedik.
-Doğru söyledin, Saib Bey, ama siz cezamı hafifletmediniz.
-Şeyh Efendi, bundan hafif ceza olur mu?
-Bundan ağırını siz söyleyin...
Ali Saib suskun kalıyor.
Şeyh Said:
-Seni severim, ama seninle mahşer günü mahkeme olacağız.
Ali Saib öfkeyle bağırır:
-Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocakların sönmesine sebep oldun. Cezanı çekeceksin.
İdam sehpasına doğru ilerlerken son sözleri şöyleydi:
“Dünyadaki hayatımın sonuna geldim. Ulusum için kendimi kurban ettiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki torunlarımız düşman önünde bizi mahcup etmesin.”
Asılan 47 can “ibreti alem için” gün ortasına kadar darağacında asılı kaldılar. Sonra da bugün dahi açılması yasaklanan bir çukura topluca gömüldüler.
Sosyal Paylaşım Linki: bit.ly/seyhsaid
Sosyal Paylaşım Linki: bit.ly/seyhsaid
Bundan çok eski zamanlar öncesinde, daha yeryüzünde kimsenin olmadığı dönemlerde Zervan isimli tanrının iki oğlu olmuştur. Birinin adı Hürmüzdür, bereket ve ışık saçan anlamına gelmektedir. Diğerininki ise Ehrimandır, kötülük ve kıtlık saçan anlamındadır. Ahura Mazda’nın kutsadığı topraklarda Hürmüz hep iyinin ve uygarlığın temsilcisi, Ehriman da onun karşıtı olmuştur.
Hürmüz, dünyada kendisini temsil etmesi için Zerdüşt’ü gönderir ve yüreğini sevgi ile doldurur. Zerdüşt ise buna karşılık oğullarını ve kızlarını Hürmüz’e hediye eder. Ehriman bu durumu kıskanır ve yüzyıllar boyunca sürecek olan iyilerle savaşına başlar. Tüm iyilere, Zerdüşt’ün soyuna ve iyiliklere Medya (Kuzeybatı İran Kürdistan'ı) coğrafyasındaki yaşamı çekilmez bir duruma getirir. Ehriman bazen gökten ateşler yağdırır bazen fırtınalar koparır ve iyiliğe ve iyilere hep zulm eder. En sonunda da içindeki nefreti ve kötülük zehrini zalim Kral Dehak’ın beynine akıtır ve onu bir bela olarak İran halkının üzerine salar. Dehak’ın bildiği tek şey kötülük etmektir. Zalim Dehak halkının kanını emerken beynindeki zehir bir ura dönüşür ve onu ölümcül bir hastalığın pençesine düşürür. Dehak acılar içinde kıvranarak yataklara düşer ve hastalığına bir türlü çare bulanamaz. Dönemin doktorları acılarının dinmesi, yarasının kapanması ve hastalığının iyileşmesi için yaraya genç ve çocukların beyinlerinin sürülmesini önerirler. Böylece Kürdistan coğrafyasında aylarca hatta yıllarca süren bir katliam başlar; her gün zorla anne babalarından alınan iki gencin kafası kesilip beyinleri merhem olarak Dehak’ın yarasına sürülür. Halk çaresiz ve güçsüz düşmüştür. Gençler katledilirken sıra bir gün daha önce bu şekilde 17 oğlunu kaybetmiş olan Kawa adındaki demircinin en küçük oğluna gelmiştir.
Her gün gençler Dehak'ın askerleri tarafından başları kesilmek üzere götürülürken Kawa'nın aklına başkaldırı fikri gelir ve bu konuyu etrafında güvendiği birkaç kişiye açıklar. Demirci dükkânında demirden savaş malzemeleri olarak Gürz-û Kember, Kêr gibi araçlar yapar ve bir taraftan da başkaldırı için etrafındakileri eğitir .Bu hareket yavaş yavaş yayılmaya başlar. Mart ayının 20'sini 21 'ine bağlayan gece zalim Dehak'a karşı direniş başlar. O gece kralın sarayı direnişçiler tarafından ele geçirilir. Aynı zamanda bu direniş Dehak'ın egemenliğindeki bütün topraklarda devam eder. Direnişçiler kendi aralarında dağlar da ateş yakarak haberleşmekte idi. Direniş bittiğinde Kawa'nın halk harekâtı Dehak'ı ve yönetimini devirir. Sevinçle dağlara koşan halk bu ateşlerin etrafında oynamaya başlar.
Bir diğer söylentiye göre de Kawa, 20 Mart'ı 21 Mart'a bağlayan gece sabaha kadar demir ocağının başında sabahlar ve oğlunu zalim Dehak’ın katlinden kurtarmak için çareler düşünürken imdadına göğün yedinci katındaki iyiliğin temsilcisi Hürmüz, Ninova'lı Kawa'nın yüreğini sevgi ve umutla doldurur ve bileğine güç, aklına ışık verir. Ona Zalim Dehak'tan kurtuluşun yolunu öğretir. 21 Mart sabahı, gün doğduğunda, Kawa oğlunu kendi eliyle Dehak’a teslim etmek ister ve zulmün ve kötülüğün kalesi olan Dehak'ın sarayına girer. Oğlunu zalim Dehak’ın huzuruna çıkarırken yanında getirdiği çekicini Dehak’ın kafasına vurur. Dehak’ın ölü bedeni Demirci Kawa’nın önüne düştüğü anda kötülüğün alevi Ninova’da söner. Kısa sürede bütün Ninova ve bölge halkı isyan eder ve ateşler yakarak saraya yürürler. Zulme karşı isyanı başlatan Kawa, demir ocağında çalışırken giydiği yeşil, sarı, kırmızı önlüğünü isyanın bayrağı, ocağındaki ateşi ise özgürlük meşalesi yapar. Ninova cayır cayır yanarken meşaleler elden ele dolaşır, dağ başlarında ateşler yakılır ve kurtuluş coşkusu günlerce devam eder. Zalim Dehak’tan kurtulan halklar 21 Mart’ı özgürlüğün, kurtuluşun ve halkların bayramı olarak kutlar. Demirci Kawa; başkaldırı kahramanı, Newroz ise; direniş ve başkaldırı günü olarak tarihe geçer.
Sosyal Paylaşım Linki: bit.ly/hkawa
Sosyal Paylaşım Linki: bit.ly/hkawa



